Risk Grupları ve Mesleksel Toksikoloji

Sağlıklı ve güvenli bir yaşam için, risklerin belirlenmesi ve ölçülmesi, gruplandırılması, önceliklerin ortaya konulması ve bunlarla mücadele stratejilerinin çizilmesi gerekir.

Mesleksel toksikoloji, bu gereksinmenin bir ürünü olarak ortaya çıkmıştır. Mesleksel riskler arasında ve sosyal gruplar içerisinde, öncelikli bir yer tutmaktadır.

Toksik maddelerle çalışan insanların, mesleklerinden ötürü değişik derecelerde bu maddelere sunuk kaldıkları ve bunun her gün tekrarlandığı bilinmektedir. Bu mesleği yapmayanlardan farkları ve öncelik kazanmaları bundandır. Toksik maddelerle çalışan gruplar arasında da bunların toksisitelerine göre öncelik bakımından farklar vardır. Öncelikle üzerinde durulması gereken, en çok öldüren, en çok sakat bırakan ve en çok rastlanandır.

Ancak iş çevresindeki toksik maddelerden etkilenenler o işte çalışanlarla sınırlı değildir. Toksik atıklar yoluyla o işyerinin duvarlarını aşma potansiyeli de taşımaktadır. Su, hava, ürün ve çalışanlar tarafından taşınan toksik ajanlar, ulaştıkları insan grupları için de bir risk oluşturmaktadır.

Toksik ajanların ulaştıkları bu insan grupları içerisinde de, daha duyarlı ve özellik gösteren gruplar bulunmaktadır. Bu dezavantajlı gruplar arasında çocuklar, kadınlar, yaşlılar, özürlüler, hastalar, alkolikler sayılabilir. Risk grupları arasında klasikleşmiş ve en çok üzerinde durulanlar bunlardır.

Mesleksel toksikoloji bakımından da bu gruplar büyük önem taşırlar. Tüm bu gruplar iki şekilde toksik ajanlara sunuk kalırlar : (1) Çalışan olarak, (2) Çevresel kirlenmenin bir kurbanı olarak.

Çalışan olarak çocuğun, hızla çalışma ortamından uzaklaştırılması için koşullar oluşturulmalıdır. Bu koşullar temelde ekonomik-sosyal koşullardır. Ancak ne yazıkki, yaygın yoksulluk olgusu ve eğitim hizmetlerine erişimdeki yoksunluklar bunun hemen gerçekleşmesini olanaklı kılmamaktadır. Onun için, kısa erimde çocukların çalışmasının “en kötü biçimlerinin” elimine edilmesi düşüncesi ortaya atılmıştır.i Tehlikeli işler de “en kötü biçimleri” arasında yer almaktadır. Bu bakımdan çocukların, çalışmaları sırasında toksik ajanlarla karşı karşıya gelmeleri engellenmelidir. Bunun için, yetişkinlere uygulanan standartların çocuklara da aynen uygulanamayacağını hatırda tutmamız gerekmektedir. Bunun somut bir gerekçesi olarak, çocukların derisinin yetişkinlere oranla daha ince olduğunu ve deriden emilimlerde daha duyarlı olduğunu hatırlatabiliriz..ii Ayrıca sunuk kalınan maddenin toksisitesine bağlı olarak, motor tamir işlerinde çalışan çocuk-gençlerde kromozom kırıkları , “Urinary 1-hydroxypyrene (1-OHP) level”da ve “some genotoxicity parameterlerinde (sister-chromatid exchange, SCE; micronucleus, MN) yükselme ortaya çıkabilmektedir iii

Sunuk (maruz) kalma limitleri açısından bakıldığında da aynı duyarlılık sözkonusudur; dolayısıyla toksik maddelerle karşı karşıya gelen çocukların çalışma sürelerinin mutlaka kesin bir biçimde azaltılması gerekmektedir.

Yine toksik maddelerle çalışılan bu ortamlarda, toplu sağlık ve güvenlik önlemlerinin sağlanması gerekir. Bunun için, uygulamada çocukların çoğunlukla çalıştıkları küçük ölçekli işyerlerine yönelik sağlık güvenlik hizmet sunumunu hedefleyen bir model çalışma, Fişek Enstitüsü Çalışan Çocuklar Bilim ve Eylem Merkezi tarafından ortaya konulmuş ve ILO/IPEC desteğinde geliştirilmiştir iv

Kadınların toksik maddelerle yüzyüze kalmalarındaki duyarlılığı arttıran özel durumların başında, “hamilelik” gelmektedir. Anneyi etkileyen toksik maddelerin aynı zamanda fetusu da etkileyebildiği, düşüklere ve sakat doğumlara yol açtığı bilinmektedir.Çünkü germ hücreleri, vücudun geri kalan hücrelerine oranla, toksik maddelere karşı daha duyarlıdır.v Toksik maddelerin kadınlar aracılığıyla ortaya koyduğu etkiler, yalnızca fetusla sınırlı değildir. Toksik ajana sunuk kalan anneler, süt verirken çocuklarına bu toksik maddeleri aktarabilirler. Trikloretilen buna örnektir. Üreme işlevi üzerindeki etkiler, yalnızca kadınların mesleksel toksik ajanlara sunuk kalmasıyla ortaya çıkmaz; erkeklerin mesleksel sunukiyetleri de libidoyu etkiler; kromozomal etkilerle embriyo üzerinde hasar yaratabilir. Sözgelimi dibromochloropopane gibi maddelerin erkeklerde steriliteye yol açtığı da gösterilmiştir.

Kimyasalların, üreme işlevleri üzerinde sorunlar yarattığı meslekler, Tablo-1′de olduğu gibi kategorize edilebilir :vi

TABLO 1

ÜREME İŞLEVLERİ ÜZERİNDE SORUNLAR YARATAN KİMYASALLAR VE KULLANILDIKLARI MESLEK GRUPLARI

MESLEK GRUPLARI

ŞÜPHELİ KİMYASALLAR

Eczacılık sanayiinde çalışanlar

İlaç ve kimyasal maddeler

Narkozcular ve yoğun bakım çalışanları (sağlık bakımı ve tıbbi bakım)

Sıvı narkoz ve ilaçlar

Kanser tedavisinde çalışanlar

Tümör oluşumuna neden olan ilaçlar (özellikle sitostatikler)

Çeşitli sanayi ve laboratuvar işleri

Organik çözücüler

Kauçuk sanayii

Kauçuk kimyasallar

Diğer

Zararlı otları yok eden ilaçlar ve böcek ilaçları

Toksik maddelerin yol açtığı üreme işlevlerine ilişkin sorunlara örnek olarak ele aldığımız 7 madde ve etkileri Tablo 2′de görülmektedir. vii

TABLO – 2

ÜREME İŞLEVİNE İLİŞKİN SORUNLAR VE BUNLARA YOL AÇAN TOKSİK MADDELER

Kimyasallar

Teratojen

Üreme bozukluğu veya sterilite

Düşükler veya fetal hasarlar

Sakat doğumlar, fetal hasarlar

Üreme organı kanserleri

Aybaşı problemleri

Antimon

H

İ/H

İ

?

İ

Karbon sülfür

 

İ H si

İ/H

İ/H

 

 

Etilen bromür

 

İ H s

İ/H

İ/H

?

 

Klorobenzen

H

H

 

 

?

 

Kadmiyum

 

İ H si

İ

İ

İ

 

Kurşun

 

İ H si

İ

İ

?

İ

Toluen

H

 

 

H

 

İ

İ= İnsanlardan elde edilen kanıtlar

H= Hayvanlardan elde edilen kanıtlar

İ/H= Hem hayvanlardan hem insanlardan elde edilen kanıtlar

s= Kısırlığa yol açtığı belirlenen maddeler

i= Erkeklerde iktidarsızlığa yol açtığı bilinen maddeler

?= Vücudun diğer bölümlerinde kansere yol açtığı belirlenen maddeler

Özellikle üzerine bir çok çalışmanın gerçekleştirdiği bu risk ve risk grubu üzerine aktarılabilecek çok bilgi vardır.

Riskin en önemli göstergesi strestir. Stres, riskle karşılaşan bireyin, bununla başa çıkamadığı ölçüde büyür. İnsan ile riski hiç karşılaştırmamak ana amaçtır. Ana amaç olan “sıfır risk”e ulaşmayı engelleyen bir çok etmen vardır:

  1. İnsan düşüncesinin sınırları,
  2. Bilimin sınırları,
    1. Pazara katılan yeni ürünlerle ilgili “sağlık-güvenlik-çevre” araştırmalarının yeterince yapılmamış olması,Yerine koyamama : Toksik maddeyi daha az toksik olanla değiştirmeyi başaramama,

    2. Kaynaktan yayılımı önleyememe,

    3. Toplu ve kişisel önlemler etkin bir sonuç alamama.

  3. Ekonominin sınırları,
    1. Sıfır riske ulaşmanın ve sürdürülebilirliğin maliyetinin karşılanamaması,

    2. Sıfır riske ulaşmak istemeyenler ile isteyenler arasında oluşan rekabet eşitsizliği,

3.3 Üretim zincirinin bütününün “sıfır risk” yaklaşımına ayak uydurmaması.

  1. Kültürel engeller ve bilinçsizlik,
  2. Bireysel varyasyon.

O halde riski sıfırlamayı ana amaç olarak saydıktan sonra, minimize etmeyi ikinci sırada ve önemle üzerinde durulması gereken bir amaç olarak belirtmek gerekir. Mesleksel toxic ajanlarla mücadele stratejisi işte bu iki amacın gerçekleşmesi için çizilir.

Burada öncelikleri belirleyen diğer bir önemli gösterge, risk oluşturan tehlikenin büyüklüğünün ölçülmesidir. Tehlikenin büyüklüğü, biyolojik ve çevresel ölçümlerle ortaya konulur. Maruziyet limitleri oluşturulması ve bunların sürekli izlenmesi yoluyla, “sıfırlanamayan” riskin insan üzerinde en az zararı oluşturması hedeflenir.

Sunuk kalma (exposure) limitleri ve bunların uygulamada izlenmesi yükümlülüğünün işverene verilmesi, meslek hastalıkları ile ilgili mevzuatın kaldıraç noktalarından biridir. Tıpkı Arşimed’in “Bana bir kaldıraç noktası verin, Dünyayı yerinden oynatayım” dediği gibi, sunukiyet limitlerinin uygulanması ile mesleksel toksik ajanlara yönelik mücadelede çok büyük adımlar atılabilir. Sırası gelmişken, risk gruplari yaklaşımımızın mevzuata yansıtılmasının da ne denli önemli olduğunun altını çizmek gerekmektedir.

Çizilen mücadele stratejisinin yaşama geçirilmesinde ve bunun adaletli olarak tüm işyerlerinde uygulanmasında, ulusal ve uluslararası mevzuatın büyük önemi vardır. Mevzuat işverenlere işyerlerinde almaları gereken önlemleri gösterirken; devlete ve sendikalara da bunu denetleme ödevini yüklemiştir. Çalışma yaşamının bu üç önemli aktörü, risk gruplarına eğilerek, önceliklerin belirlenmesinde ve insan yaşamının korunup – geliştirilmesinde ana-aktörler olarak rol oynarlar.

Mesleksel riskler incelenirken ve bunlarla mücadele stratejisi çizilirken üzerinde durulması gereken en önemli gruplamalardan biri de sektörlere göre yapılandır. Mesleksel toksik ajanlarla yalnızca sanayide ya da maden ocaklarında karşılaşılmaz; tarım sektörü de büyük ölçüde risk altındadır. O kadarki, yalnızca tarım çalışanları ve aileleri değil; onların ürettiklerini kullanan geniş toplum kesimi de tehlike ile yüzyüzedir. Şöyleki, tarımda kimyasal gübreleri kullanılarak, kimyasal ilaçlama yoluyla tarım zararları ile mücadele edilerek, üretim artışı hedeflenmektedir. Ama bilinçsizlik bu riskin boyutlarını arttırmaktadır. Bu amaçla kullanılan toksik maddelerin depolanmasından, kullanılmasına kadar geçen süreçte önlemlere uyulmaması büyük tehlikeler yaratmaktadır. Bilinçsiz ve duyarsız çiftçi, kendisi ve çevresi için daha zararlı olan ilacı seçememekte; gerekenden yüksek doz uygulayarak daha etkili sonuç alacağını sanmaktadır. Benzer bilinçsizlik ve duyarsızlık, tüketici için de geçerlidir.

Riskli sektörlerin yanında riskli işler ve işyerlerinden de sözedilebilir. Sözgelimi, kazanlar gibi dar alanlarda, kapalı mekanlarda yapılan çalışmalar, olumsuz sağlık ve güvenlik koşullarında yapılan çalışmalar riskli işlerden sayılır. “Ağır ve tehlikeli işler”, “parlayıcı patlayıcı tehlikeli zararlı işler” ya da “yıpratıcı işler” vb tanımlamalar, bu işlerde çalışanları risk gruplarının içerisine sokar. Önlem alınmasını ve çalışanların sağlığının daha büyük bir özenle izlenmesini zorunlu kılar.

Bütün bu, çalışanlardan ve tüketicilerden kaynaklanan nedenlere ek olarak, bu toksik ajanların üretiminden ve pazarlanmasından çıkar sağlayan grupların, daha çok kar elde etme gayretlerinin büyük bir tehlike yarattığı; önlem stratejilerinin uygulanmaması için baskı grubu oluşturduğu, strateji çizenlerin ve yararlanıcıların gözünden kaçmamalıdır.

Özel olarak mesleksel toksikoloji alanında ve genel olarak tüm sosyal alanlarda, risk gruplarına yönelik politikaların vazgeçilmez adımı, bireylerin duyarlılaştırması ve onların tepkilerinin örgütlenmesi çalışmalarıdır. Ben bugün biraraya gelişimizi de, bu amaca hizmet eden bir buluşma olarak görüyorum.

Sunum * The Second International Symposium on Medical Geoliogy, Nutrition and Cancer (March 31-April 03, 2003 Military Cultural Center, Istanbul)

KAYNAKLAR

i ILO: Eliminating The Worst Forms of Child Labour – ILO Publication 2002, p.25-26).

ii Mc Guigan M.A.: Toxic Exposures: Incentives for Action, in “Child Health and Child Labour: From Information to Intervention”, Netherlands Foundation for International Child Health, Amsterdam 1998 p.23

iii Karahalil B., Burgaz S., Karakaya A.E., Fisek A.G. : Biological Monitoring of Young Workers Exposed to Polycyclic Aromatic Hydrocarbons in Engine Repair Workshops, Mutation Research, 412: 261-269, 1998

iv www.fisek.org/childlabour/fisekmodel.

v WHO : Women and Occupational Health – Issues and policy paper for the Global Commission on Women’s Health, Geneva 1999 p.60

vi Westerholm P.: Pregnancy and the Working Environment, Joint Industrial Safety Council, Sweden 1994.
vii ILO: Health and Safety for Women and Children, Bureau for Workers’ Activities, Geneva 1996.