KAHVE ÜRETİMİNDE İŞ SAĞLIĞI GÜVENLİĞİ

I-GENEL PROFİL

Kahve sözcüğünün, Etyopya’da bulunan Kaffa adlı köyden türediği düşünülmektedir. Aynı zamanda Kaffa köyü, kahve bitkisinin ana toprakları olarak kabul edilmektedir. Bazıları ise kahve kelimesinin, Arap dilinde şarap anlamına gelen qahwadan türediğini düşünmektedir. Kahve üretimi dünyaya Arabistan’dan yayılmıştır. Coffea Arabica ve Moka adlı, ismini bir Arap köyünden alan türleri, Seylan, Hindistan, Filipinler, Hawaii ve Vietnam gibi ülkelere yayılmıştır. Bu ülkeler, bugün de önemli kahve üreticileri konumundadırlar. Amerika’ya olan yayılma ise; Surinam, Gine ve Martinik gibi Fransızların sömürgesi olan ülkelerde yetiştirilen türlerin Brezilya’ya götürülmesi ile olmuştur. Bugün Brezilya, dünyanın en büyük kahve üreticisidir. Bu teknikler, verimliliği %50 oranında arttırmakta ve aynı zamanda, çiftçilerin sağlıkları üzerinde de olumlu etkiler yaratmaktadır çünkü bu şekilde özellikle ağaçlara uygulanan herbisit miktarı 3.yıldan sonra son derece azalmaktadır.

Kahve üretimi üzerinde, küreselleşme, giderek artan talep ve verimliliği arttırmak için yapılan teknolojik çalışmalar da etkili olmaktadır. Makinalaşma ise hızla sürmekte ve emek yoğun olan bu sektörü, giderek sermaye yoğun hale getirmektedir. Bunlarla birlikte, yüksek yoğunlukta üretim tekniğiyle, kahve bitkilerinin arasındaki mesafe azaltılmaktadır. Bu teknik ile birlikte, hektar başına 4.000 ağaçtan, 100.000 ağaca çıkılmaktadır. Ancak diğer taraftan, ağaç kesme-budama işlemleri daha sık yapılmakta ve bitkilerde mantar hastalıklarına karşı fungusit kullanımı artmaktadır.

Kahve tarımında, dünya genelinde çalışan işçi sayısını tahmin etmek oldukça güçtür. Ancak özellikle kahve yetişen Etyopya, Yemen, Kenya, Gana, Brezilya, Bolivya gibi Afrika ve Güney Amerika ülkelerinde, yoğun olarak çocuk emeği kullanılmaktadır. Bu nedenle gelişmiş ülkeler, bu konuda emek sömürüsü olmayan kahve üretimi konusunda, ILO (Uluslararası Çalışma Örgütü) ile birlikte birçok program uygulamakta ve bu uyarıları dikkate almayan ülkelere, Dünya Ticaret Örgütü aracılığıyla ihracat yaptırımları getirilmeye çalışılmaktadır.

Genellikle hasat zamanı mevsimlik işçiler çalıştırılmakta, kayıtdışı istihdam yoğun olarak görülmektedir. Brezilya’da kahve üretimi ile uğraşan 1.5 milyon kadar çiftçi bulunmaktadır. Ancak bu sektör, dolaylı yoldan 5 milyon işçi için istihdam yaratmaktadır. Çünkü kahve çekirdekleri toplandıktan sonra büyük işletmelerde, yıkanmakta, kurutulmakta ve öğütülmekte ve paketlenmektedir. Dünyada ise, yaklaşık 4.6 milyon çiftçinin kahve üretimi ile uğraştığı düşünülmektedir. Dünyada kahve hasatı önceden önörülebilir olmadığı için, fiyatı değişken olabilmektedir. Bu da işleri iktisadi açıdan, üreticiler için zor bir duruma sokmaktadır. Bazı yıllar iyi gelir elde edilirken bazen çok büyük zararlar edilebilmekte ve hata yüzbinlerce ton kahve denizlere dökülebilmektedir.

II- TEHLİKELER VE HASTALIKLAR

Kurutma işlemleri sırasında yüksek sıcaklıklara sunuk kalma, güneşe bağlı radyasyon, makinaların neden olduğu yüksek ses, elle toplama yaparken kullanılan kesici altlerin neden olduğu tehlikeler, makianaların yarattığı tehlikeler, nem ve diğer iklime bağlı koşullar kahve işçileri için potansiyel riskler olarak sayılabilirler.

Pestisitler ve herbisitler de oldukça önemli kimyasal tehlikelerdir. Bu ilaçlar bitkileri, zararlı haşerelerden, mantarlardan ve yabani bitkilerden korumaktadırlar ancak diğer taraftan uygulanırken ve sonrasında ise tarlada çalışan işçiler için önemli sağlık risklerini beraberinde getirmektedir.

Pestisit(bitkilere karşı ilaçlar), insektisit(haşerelere karşı ilaçlar) ve fungisitler(mantarlara karşı ilaçlar) oldukça tehlikeli kimyasallardır. Üretimde önemli miktarlarda kullanılan gübreler, pestisitler ve güçlü yabani ot öldürücü kimyasallar bazı tehlikelere neden olmaktadır. Özellikle ilaçlama yapılırken ya da diğer solunum risklerinin bulunduğu bu alanlarda dolaşılırken, mutlaka solunum koruyucu donanımlar kullanılmalıdır. Bu kimyasalların solunması bronkospazm*, bronşit*, astım* Parkinson hastalığı*, periferal nörit*, Alzheimer hastalığı*, akut ve kronik ensefalopati*, Hodgkin lenfoma*, Non-Hodgkin lenfoma, multipl miyeloma* ve lösemi* gibi hastalıklara neden olmaktadır. Ayrıca cilde bu kimyasalların temas etmesi ise yanmalara ve kontakt dermatit* gibi hastalıklara neden olmaktadır.

Organophosphorus adlı son derece tehlikeli bir pestisit, gliphosate adlı herbisit ve fungisit olarak bakır tuzları sıklıkla kullanılmaktadır. Bu güçlü kimyasallar, onarılması güç genetik bozukluklara ve sinir sistemi rahatsızlıklarına neden olmaktadır. Mide bulantısı, kasların seğirmesi ve kıvranma zehirlenmenin en önemli belirtileridir. Dikloropropen adlı kimyasalın buharları ise; cilt kızarmalarına, göz yaşarmasına ve solunum rahatsızlıklarına neden olmaktadır.

Makinalaşmanın artması, bazı tehlikeleri ortadan kaldırmakta ancak yenilerine sebep olmaktadır. Makinaların fazla kullanıldığı alanlarda, farklı tehlikeler yaşanmakatadır. Çarpmalar, düşmeler ve makinalara eller, parmaklar veya kolları kaptırmalar yaşanabilmektedir.

Kimyasal Gübreler de bazı sağlık riskleri taşımaktadırlar. Boron, çünko, nitrojen, sodyum, potasyum, kalsiyum, magnezyum ve sülfür bileşiklerinden yapılan bu gübreler bunların arasında yer almaktadır.

Kahve bitkiler budanırken ve meyveler toplanırken kullanılan bıçaklar, tehlikeli olmakta ve kesikler açık yara şekline dönüşerek tetanoz* hastalığına neden olabilmektedir.

Genellikle tropikal bölgelerde üretimi yapıldığı için sıtma* ve filariyazis* gibi bu hastalıklar da görülür.

*

Alzheimer hastalığında henüz bilinmeyen nedenlerle beynin belli bölgelerinde proteinler birikerek sinir hücrelerini hasara uğratmakta; birbirleri ile olan bağlantılarını koparmakta ve sinir uyarılarını taşıyan bazı kimyasal maddelerin miktarını azaltmaktadır. Kısacası, beynin iletişim ağı ciddi anlamda bozulmaktadır. Bunun sonucunda da bilgiler ve zihinsel beceriler birer birer yitirilmektedir.

Astım, solunum yollarının ataklar halinde gelen tıkanmaları ile kendini gösteren kronik bir hastalığıdır. Astımda solunum yollarının şişmesi ve tıkaçların oluşması sonucu havanın akciğerlere girip çıkması engellenir. Hastalar ataklar arasında kendilerini iyi hissederler. Ataklar sırasında öksürük, göğüste sıkışma hissi, solunumda hızlanma, hırıltı ve nefes darlığı olur. Astımlı hastalar çevredeki birçok maddeye astımlı olmayanlara göre daha duyarlıdır. Bu uyarılar hastalarda hırıltı ve öksürüğe yol açar.

Bronkospazm, bronş düz kaslarının ani kasılması sonucu daralma ile birlikte nefes almakta yaşanan büyük sıkıntıdır. Astım ve bronşit hastalarında sıkça görülür.

Bronşit, akciğerlere giden havayollarının iç yüzündeki zarın iltihaplanmasıdır. Akut ve kronik olarak iki gruba ayrılır.

1- Akut Bronşit: Genellikle grip, kızamık, boğmaca veya tifo gibi hastalıklar sırasında görülür.

2- Kronik Bronşit: Bu çeşit bronşitte; havayollarını yağlayan bezler büyümüş, iç yüzlerinde bulunan tüyler görevini yapamaz olmuştur.

Ensefalopati, beyni etkileyen her türlü hastalığa verilen genel addır.

Lenf kanserlerinin genel adı lenfomadır. Oldukça seyrek karşılaşılan kanserlerden olan Hodgkin hastalığı, lenfoma gruplarından biridir. Lenf kanserlerinin geri kalanına Hodgkin-dışı (non-Hodgkin) lenfomalar denmektedir.

Kontakt dermatit, derinin bazı maddelerle teması sonucu oluşan bir reaksiyondur. Bu reaksiyonların % 80’ i tahrişe bağlı reaksiyonlar (örneğin: bulaşık yıkama sonucu oluşan el gibi), % 20’ si de allerjik reaksiyonlardır. Reaksiyon temastan hemen sonra oluşmaz. Temas sonrası 1-3 gün sonra oluşan belirtiler genellikle 1 hafta veya daha sonra kaybolur. Deri kırmızı, kaşıntılı, iltihaplı ve kabarcıklı bir hal alır. Reaksiyon genellikle temas yerinde en yoğundur; derinin diğer bölgelerinde de olabilir.

Multipl miyeloma, bir kanser çeşididir. Plazma hücreleri denen bir beyaz kan hücresi türünü etkiler.

Parkinson hastalığı, beyinde hareketlerimizden sorumlu olan hücrelerin ufak bir bölümünün hasara uğraması ve eksilmesi, dejenerasyon sonucu ortaya çıkan bir hastalıktır. Bu hücreler dopamin adı verilen kimyasal bir madde salgılar. Dopamin, bilgileri bir sinir hücresinden diğerine gönderir. Beyinde yeterli dopamin yapılamazsa hareket ve denge işlevleri etkilenerek Parkinson hastalığı belirtileri ortaya çıkar.

Periferal nörit, sinir uçları iltihaplanması ile ilgili bir rahatsızlıktır.

Sıtma, hastalık yapıcı bir parazit olan plazmodiumların, dişi anofel sivrisinekleriyle insanlara bulaşmasıyla yayılan ateşli bir hastalıktır. Batı dillerinde bu hastalık için ‘Malaria’ terimi de kullanılır ki bu İtalyancada ‘kötü hava’ anlamına gelir. Hastalığın en önemli belirtisi olan titremeyle yükselen ateş, plazmodiumun çeşidine göre değişik şekillerde olur. Çok eski zamanlardan beri bilinen bu hastalığın tanısının konulması kolaydır; ayrıca tedavisi de olasıdır.

Tetanoz mikrobu, genellikle toprakta, nemli ortamda, ev-ameliyathane tozlarında, tuzlu suda, özellikle gübre içerisinde ve oksijensiz ortamda yaşayabilen, ısıya dayanıklı bir mikroptur. Vücuda çok küçük yara ve kesiklerden bile kolayca girebilen Tetanoz mikrobu, salgıladığı Tetanospazmin adlı “Tetanoz zehiri” ile omuriliğe ve sinir sistemine zarar vermekte ve gelişmiş tüm tedavi olanaklarına rağmen hala 10 hastadan 6’sının ölümüne yol açmaktadır.